21 Ocak 2009 Çarşamba

Bile bile Lades

Yahu ilginç değil mi arkadaş...

Ademoğlu neden hep bile bile lades oluyor?
Lades oyunundan haberdar olmayanlar için türk dil kurumu resmi sitesi www.tdk.gov.tr
dan iktibas edelim.

'' Tavuğun lades kemiğini iki kişinin birer ucundan tutarak kırmasından sonra birinin bir şeyi "aklımda" veya "hatırımda" demeden ötekinden almasıyla yenik sayılmasıyla biten oyun, lades oyunu. ''

'Bakınız yenik sayılmayla biten oyun' pek manidardır bu kısmı bunun için ayrıca birşeyler zırvalayacak değilim müsterih olunuz.

Evet artık lades i biliyoruz.şimdi başa dönelim neden insanoğlu bile bile lades oluyor?

Kaybedeceği savaşlara bile bile giriyor,Yapamayacaklarını bile bile yapmaya çalışıyor.Olamayacağını bildiği şeyleri oldurmaya çalışıyor. bile bile Sevmediği insanlarla yaşıyor.bile bile sevdiği insanlarla yaşayamıyor bile bile çimlerde yürüyor çimlerin canını düşünmeden, bile bile sigara içiyor içki içiyor kendi canını düşünmeden.Kendinden geçmişken trafiğe çıkıyor başkalarının canlarını düşünmeden.
Hepsinide bile bile yapıyor eskaza değil seçerek isteyerek...

Hiç bir zi-şuur bunu yapmazken neden insan yapıyor? Akli melekelerinin hepsi tastamam çalışır haldeyken neden bile bile yanlış yapıyor?

Aklıma Fruko gazoz reklamındaki küçük kızın dediği 'onyüzbin baloncuk yuttum' ifadesi geliyor. Zihnime 'onyüzbin baloncuk' şeklinde bu konudaki olası sorular hücum ediyor idrak yollarım tıkanıyor.Bünye alışık değil tabi okuldaki sınav sorularından başka bişey gitmemiş oralara...Son bi gayretle 'Oğlum hancı sanane lem' diyorum ama dinletemiyorum...

insan aptal diyecem değil. saf diyecem o da değil. mal diyecem o hiç değil.İnsanı diğer canlılardan üstün kılan bu seçim yapabilme yeteneği değil miydi? Evet öyleydi.
Yahu Bizi diğerlerinden üstün kılan 'seçim yapabilme iktidarı' nı neden bu kadar kullanamıyoruz.

İktidar olduk ama muktedir olamadık demişlerdi eskiden bizimkisi de o hesap galiba,
Bize irade verildi ama yönetemiyoruz...

En dip not: çok sevdiğim bi insan Üstün Dökmenin ladesçi diye bir kitabı olduğunu söyledi.Şunu anladım 'lades oyununa' kitap bile yazılmış varın siz düşünün ötesini...

17 Ocak 2009 Cumartesi

Gençler yönetimde SÖZ sahibi olmasın mı ?

Bugün Tepebaşı Gençlik Meclisinden arkadaşlarımla imza kampayasına katıldım. Milletimiz gençlerin yönetim mekanizmalarında söz sahibi olmasına çok olumlu yaklaşıyor.Yoldan geçen onlarca farklı insana şunu söyledim. 'Bizler gençler olarak imza topluyoruz bu imzalarımızı siyasi partilere gösterip onlara diyeceğiz ki, seçimlerde lütfen gençleri tercih edin. bu kadar insan buna destek veriyor.'

Ayrıca kanımı donduran tepkilerde aldım hem de bizzat gençlerden...O kadar zevk ve sefaya dalmışız ki...Sistem bizi o kadar güzel uyutmuş ki...Atalarımızı 80 de o kadar güzel sindirmiş ki...Discoları barları o kadar ayağımızın altına sermiş ki... gel de arkadaşlarıma ülke sorunlara vakit ayıralım de... ve aldığım reaksiyonları gör.

Kızgın veya kırgın asla değilim.Yaptıklarım belki anlaşılmayacak belki komik gelecek ama ilerde birşeylerin değişebilmesi için bizim şimdi sonuç beklemeden çalışmamız gerekiyor.

Kampanyamız 14 ocak da başladı ama hava muhalefetinden dolayı standlarımızı kapatmıştık.bugünkü çalışmalarda 220-250 arasında imza topladık.

Bendeniz de sadece 60 imza toplayabildim. 1.5 saat soğukta uğraştım ama belki benden sonraki nesil için birşeyler değişir.Final haftasında bunu yaptığım içinde ayrıca gurur duyuyorum.

16 Ocak 2009 Cuma

İlginç

10 ocak günü ilginçle karşılaştım.6 günde bana bazı şeyler öğretti...6 gün sonunda tanışıklığımız bitti belki ama bana öğrettiklerini uzunca zaman kullanacam.
saolasın ilginç.seni tanıyamamak güzeldi.

9 Ocak 2009 Cuma

Öksürük Şurubu


Öğrencilik hayatının bazı kısımları öksürük şurubu tadında... Mayhoş,acı,tatlı,meyveli,ekşili...

herkes anladı ne demek istediğimi final haftası geliyor.Öğrencilik mesleğinin en önemli süreçlerinden birindeyim.Eğitim sistemi bana haftalardır ektiğim dersleri telafi edebilmem için 'eve kapanıp sımsıkı çalışmam gerektiğini öğütlüyor.' Kalbim ise sınavların gelip geçici olduğunu telkin ediyor.

ilk vizelerdeki düşük performansımın sonucu olan 'kötü notlarımı' düzeltebilecek miyim? yoksa daha da kötülerini mi alacağım diye düşünmüyorum şu an...
Şu an tek düşündüğüm 'kendimi ve yaşadığım çevreyi geliştirmek adına yapmaya gayret gösterdiğim sosyal faaliyetlerimden geri kalacağımın telaşı...'

pek çok kişiye göre bu düşüncem yanlış. Öğrenci dediğin ev-okul arası mekik dokur.Sağa sola bulaşmadan dosdoğru gider gelir. Mezuniyet ortalaması 4 üzerinden 3,78 olması gereken, ingilizce ve teknik kursları derecelerle bitirmesi gereken sorulmadıkça konuşmayan,konuşsa bile içinde bulunduğu çevrenin otoritelerine dokunamayan. dokunursa başına iş geleceğine inandırılması gereken,
oksijenli solunum,yapan günde 3+2 öğün yemek yemesi gereken bir organizma olarak tanımlanır ataerkil türk toplumunun yaşadığı coğrafya da.

Bu algıyı değiştirmek çok zor belki ama okulumun uzaması pahasına da olsa buna muhalef edeceğim.

Benim öğrenciden anlamak istediğim şudur:
sinemaya ve tiyatroya gider,yabancı dizi izler yerli dizilerin pek çoğu bel hizasından öteye gidemediği için yabancı dizi izler,kitap okur,gazete okur en azından parası yetmiyorsa online olarak takip eder,caddelerde sokaklarda umarsızca gezer ama gezerken çevredeki eksiklikleri gözler sadece karşı cinsi değil... şahısların dişilikleriyle ve yakışıklıklarıyla değil kişilikleriyle ilgilenir,yolda dilenenlere hakaret etmez,olgun başak gibi başı yerde ama gönlü dağların tepesinde dolanır,insanlara faydalı olmanın kendine faydalı olmak olduğunun farkındadır. okulda verilen eğitimi sorgular,eleştirir geçmek için değil öğrenmek için okur.Dersten de kalır dersten de geçer ama bu süreci etrafında terör estirmeden yaşar.Ektiği derslerin notlarını arkadaşından isterken yüzü kızarır.Arkadaşı not vermezse de ona kırılmaz.Devamsızlıktan kalabilir kaldığıyla öğünmelidir de.Derse gidip gitmemek konusunda iradesini kullanır.Varlığının farkında olduğu iradesiyle gurur duyabilecek kadar da realist olmalıdır.

Başta ben olmak üzere pek çok kişi bu normlarda değil belki ama en azından
bu tespiti yaptım. Takdir okuyucularındır.

3 Ocak 2009 Cumartesi

Sistem Bizi Çağırıyor...

Değerli arkadaşlarım,

Bugün Yerel Gündem 21 Gençlik Meclisinin 1.olağan genel kuruluna şahsım ve AIESEC Eskişehir şubemizi temsilen katıldım. Tüm liseler ve sivil toplum örgütleri bulunmasa da katılım vasat kalmadı.Espark'ın yanındaki kahve dünyasının karşısındaki küçük tarihi binanın böyle bir meclise tahsis edilmesi bile anlayışın ne kadar değişmeye başladığının güzel bir örneği gibi geliyor bendenize.

Gayretler çok halisene göründü bana. Bizlerde kentsoylu bir aileden geldiğimiz için şehrin sıkıntılarını çözmek konusunda üzerimize düşenleri yapmaya karar verdik bu bağlamda bahsi geçen meclisin 'basın yayın ve insan kaynakları' çalışma grubuna dahil oldum. İlerde bişeyler yapabilirsek buradan sizlere aktaracağım.

Ama dikkatinizi çekmek istediğim husus şudur. Artık Türkiye'de gençlere sorun çıkaran değil, sorunlara çözüm bulabilen potansiyel olarak bakılmaya başlanmaktadır.Biz gençlere düşenler ise bulunduğumuz yerlerde bu tarz oluşum ve etkinlikleri siyasi görüşü ne olursa olsun takip etmek ve eleştirisel bakışlarımızı üstlerinden eksik etmemektir.Zira denetim mekanizmasının olmadığı yerde keyfilik baş gösterir...Takdir edersiniz ki Bu,ülkemizin büyük sorunlarından sadece biridir.

Yazıyı okuyan tüm arkadaşlarıma teşekkür ederim.