17 Temmuz 2012 Salı

Öldük ve uyandık denilecek ya o güne kadar idare edin

6 Aralık 2010 Pazartesi

Naptın müdür sen ya :-)

Re-slm eski dost blogspot nassın nettin
iyisin iyi maşallahın var
e bende iyi değilim ama olsun razıyım kaderime şimdilerde

Hacu sen de biliyorsun bi deney yapıyorduk tam 664 gün sürmüş :) baya yorulduk ama baya da eğlendik neticesini birazdan anlatacam tabi

selam kelam faslını geçtiğimize göre sevgili blog özete geliyorum

o kadar gün süren deneyin sonucu
Yağ ve Su ne kadar çalkalarsan çalkala karışamazmış
nihayetinde ayrılırmış

Biz bunu kitaplarımızda yazdık diyeceksin
haklısın okumuşuz da yinede
denedik la bi kere
ne var bunda

Herşey için saolasın müdür
:-)

20 Ağustos 2010 Cuma

bir avuntu

serbest şiir denememdir beğenilmesin hor görülsün kenarda köşede kalsın olsun ben yazdım işte paylaşayım dedim.

bir Avuntu

akşamlar oluyor sensiz
sessizlikler savaşında bir çığlık gibi
ya da suyun bağrındaki
rum ateşi gibi mağrur
anlayamıyorum
güneş neden ısıtmıyor
bedenimi
gözlerim niye ışıldamıyor
sen bir damla öfkeyle damarlarımda
gezinirken
huzur mu o da ne?
kollarımda olduğun anda ki
dinginlik mi
yoksa sensiz geçen gecenin
sabahında
kuşların ötüşümü
hatırlamıyorum.
isyan bayrağını açmışım kalbime
ragmen
ve emrimdeki askerler
haykırıyor
emret yaparız!
nedense tatmin etmiyor hükmetmek
dünyalara
içinde senden bir parça
yokken
Ve bir şey daha var aklımda
hiç gitmeyen
söyleyemiyorum
çünkü inanmazsın
seni hala seviyorum



21 Temmuz 2010 Çarşamba

Pearl of the Internet

Arkadaşlar

içinizdeki en kıdemli en eski arkadaşımın istediği üzerine bu yazıyı yazıyorum

O, ki taa 18 yıldır arkadaşımdır ayrı yerdik ama ortak sıçardık vesselam.

commandos
age of empires

ve bilimum zeka isteyen her türlü oyunda otoritedir.

ilkokul ortaokul lise hep beraber okudum biliyorum ki o güzel insan olmayaydı mecburi eğitimi bitiremeyebilirdik. saolsun güldürdü düşündürdü ama hiç üzmedi bizi

var ol sağ ol nur ol
maxum

nice bin yıllara kardeşim


16 Mayıs 2010 Pazar

Ve o askerliğini yaptı

Ve Telefon çaldı arayan
yusuf amcam,

Yusuf amcam sülalede bana benzeyenlerden biri her daim pürneşe,her daim şen şakrak hayatın zorluklarını bilfiil yaşamasına ragmen tarzında bir değişme yok.

Zaman itibariyle Fenerbahçe'nin son maçı esnasında aradı sandım ki futbol muhabbeti yapacaz kendisi GS li olması hasebiyle Anti-fener söylemlerde bulundu.Karşılığını verdik tabi. Dedi ki bak kim var burada seninle konuşacak?

Körelen zihnim çakamadı olayı ver bakalım konuşalım dedim. Telefonu uzattı

Ses beni özlemiş bir insanın sesiydi.Abimin...

Askere gitmişti Kıbrıs'a ve alnının akıyla yapıp bitirmişti.Herkes abisini sever ben ise hayranım o adama.

Benim beceremediğim ne varsa hayatta üstesinden gelmiş.Kalbini ve aklını görüp görebildiğim en mantıklı şekilde yöneten insandı o hayatımda.Hiçbir eyleminde tutarsızlık,aymazlık,toyluk yoktu. Küçükken bile büyüktü. Kavga dövüş ettiğimiz zamanlarda bile 40 yaşlarında hareket ediyordu. Ona bakıp diyordum ben bu adamı geçecem :-) ve hiçbir zaman geçemedim. Ne kadar uğraştıysam geçemedim ne kadar tırmaladıysam geçemedim.

Metafiziksel dünyada hiçbir şansım yoktu onun karşısında çoktan kaybedilmiş bir savaştı.Ama yinede denedim. Hiçbir zaman onun kadar okuyamadım hiçbir zaman onun kadar bilemedim hiçbir zaman onun gibi olmayı bırak çeyreği bile olamadım.

Bende mücadelemi bir de fiziksel dünyada denedim. Sonuç yine aynı. Ve artık anladım. O hep beni yenecekti.Hangi dala ilgi gösterse beni kolaylıkla alt ediyordu.

Bu ne gibi bilimezsiniz. Dibinizde o kadar ulu bir ağaç olduğunda dalları o kadar geniş alanı kapladığında güneşin ışıkları gelmez size.yaprakların arasından sızan güneş ışıklarıyla yetinmek zorunda kalırsınız.Koyu bir gölge olur.Soğuk kopkoyu bir gölge...
Ve ben onun gölgesinde büyüyemeyeceğimi anladığımda köklerimi söküp başka bir yere gittim. Burada orman yoktu.Tek tük bir kaç ağaç kendi çapında takılıyordu.Egom için oldukça verimli bir yere Geldim ve yerleşmeye çalıştım.İyi kötü başardım sayılır. Bir şeyi daha farkettim. Ben buraya büyümeye gelmemişim ölmeye gelmişim. Güneş var...Ama Çok sıcakmış ve öylesine susuyorum ki. Ama köklerim yetişmiyor suyun kaynağına.Bende kendimi dumanlara saldım ölüyorum aheste aheste.Pişman mıyım değilim.

Bunda ne senin suçun var ulu çınar ne de benim.Ben buyum yetinmeyi bilseydim hala yaşıyor olacaktım.Ama yetinmektense ölmek daha bir bana yakışır geldi ne diyeyim.

Askerliğini bitirmiş olmana çok sevindim abim. Babamın halifesi,evimizin gururu,medar-ı iftiharımız herkes hak ettiği yere.Faydalı ol insanlığa.

Ben uzaklardan sizleri seyrederek eski günleri yad ederek mutlu bir ölümü bekliyor olacağım.Benim içinde yaşa benim içinde uza benim içinde meyve ver emi canım abim ? Bana söz ver benim yaşatamadığım tüm güzellikleri yaşat ailemize.

Saygılarımla.

2 numara
Mustafa.

27 Ocak 2010 Çarşamba

Yeşil ve Pembe Gökyüzü

Öncelikle şu müziği bi açın. Eternal Sunshine of spotless mind soundtrack music video yazın youtube...açtınız mı? yazıyı okumaya başlayabilirsiniz demektir.

Saat 00.45 civarı ,finaller bitmiş hayatına sükunet inmiş bir halde evcağızımda film izlemekteyim.Filmi kesinlikle duymuşsunuzdur 'Eternal Sunshine of Spotless Mind' dublajcılar için enfes çevirisini yazayım 'Sil Baştan' (el oğlu 29 karakter yazmış bizimkiler 9 karakterle işi çözmüşler anasını satayım! )
Son part a gelindiği an, duştaki arkadaşın elektrikli şofbenin sıcaklık ayarlayıcısını 3.kademeye getirmesiyle şalter atar ve elektrikler gider.Odanın zifiri karanlık olmasını beklerken gayet aydınlık görünce şaşgınlık hissi vuku bulur zihnimde.Tesadüfen açık olan penceremin perdesinden göklere doğru baktım. Malum her daim göklere bakacak yüz olmuyor bendenizde gökyüzü pespembe hayatın gerçeklerine inat güler gibi pespembe...Yüzümde açan gülücükle adrenalin salgısı başladı vücutta...Eee napaydım çıktım dolaşmaya tabi Yarın yolculuk var moraller perperişan.memlekete dönmek tanıdık yüzlerle gülüşmek hoş tabi ama...
İŞte o ama yüzünden var bi burukluk napalım elde değil.Amaya ulaştım Avea sponsorluğunda henüz geç değilken.Ve kışları kardan adam yapan çocuklar neşesiyle çift kat giyindim elbiselerimi en üstede Hazreti Palto...Malum ağırdır kendisi, ketumdur, efendidir... benim olamadığım ne varsa hepsi onda mevcuttur.İşte o paltoya dayadım sırtımı bi kez daha ve çıktım yola.Gökyüzü pespembe ve kar ritmik ama hızlı bir şekilde yağıyor.Yollar arşınlanır tez bir şekilde sonu sıcak,sonu yeşil,son güzel diye.
Varılacak yere varılır donmamaya şükredip etrafı kolaçan ederek...Olası bir enselenme ihtimaline binaen saksıyı çalıştırmaya devam edilir.Gökyüzü hala pespembe,kar yağışı hala tam gaz devam...
Ve o an gelir.Soğuğa değmiş,paltoyu bembeyaz yapmaya değmiş,morarmış dudaklarıma değmiştir zira gaye hasıl olmuş.Kalp huzurla dolmuş üstelik Hiçbir alkol tüketimi yapmadan beyin iflas ettirilmiştir daha ne olsun bre :-)
Offf Beynim zonkluyor gök yeşil, yer yeşil paltom bile yeşil...Ah yeşil ne güzel renk öyle...yaklaşık 74 saniye baktım ve artık herşey yeşil...
Dikkati toplayıp esas duruşa geçiyorum kar taneleri altında.Sol kolum sağ dizimin 10cm üstünde yere parelel dururken sol dizim kar a değiyor.Eldivensiz morarmış ellerimi ceplerimden çıkarıp kara tahtaya yazı yazan öğretmen ciddiyetiyle çiziyorum...(Çizim işlemine girersem 5 sayfa olacağı için şuh zekalı ve meraklı bir genç çıkarsa mail atsın!!! ne çizin abi sen diye? )
Çizim bittiğinde nerede olduğumu,ne yaptığımı,saat kaç olduğunu ve tarihi hatırlamak için bir nefeslik müsade alıyorum hayattan.
son bir gayretle ayağa kalkıyorum gayretle çünkü orada o karın üzerine yatıp ölmeyi isterdim...Gözlerim göklere doğru yelken açmışken ama gayret ettim niyeyse ölüpde milleti telaşa sokmamak için olabilir.Ayağa kalktım yüzüm kıbleye dönmüşcesine vakur, saçlarım bembeyaz olmuş... ihtiyar bi delikanlı gibiyim.Son bir gayretle tekrar başımı kaldırdım...Yine yeşil yine yeşil.Artık başım dönüyor postu sermeden uzamak icab ediyor demek ki. Naş truzimin sayın yolcuları anonsunu işitiyorum muavinden.Yüzümü + yönde 135 derece döndürüyorum bedenimle beraber ( saat yönünün tersini pozitif kabul ediniz.) hipotenüs üzerinden olay mahalini terk ediyorum koşaradım.Çizilen sembolün masumiyetine tezat bir arsızlıkla ve gururla atıyorum adımlarımı çünkü ben bu işi gecenin 01.00 inde bile bile isteye isteye yapıyorum...
Bahçeden ayrıldıktan sonra ellerim ceplerime uzanıyor.Ceplerde yapılan ilk içtimada yok çıkıyor arananlar .Malum beyin iflas...Dakikalarca kafa ütüleyebilen ben adımı söylemekten aciz bir haldeyim....teftiş işi omuriliğe devrediliyor.Hafif cazırtılı da olsa sazı eline o alıyor.ilk evvela mont mıntıka temizliğine tutuluyor kaş göz siliniyor eller ovuşturuluyor ve nihayet bizim kaçaklar ele geçiriliyor.
Üç kişi kalmışlar, ayrık düzen yayılmışlar koğuş boş tabi...biz üç kişiydik şarkısını söylerlerken keyifle birini boynundan tutup diğerlerinden ayırıyorum. Eskilerde bir yarışma vardı.Sunucu değiştir dediği zaman şarkıyı değiştirmek zorundaydı yarışmacılar aynen onun gibi şarkı değişiyor.Ölen ölür Kalan sağlar bizimdir...Dadaloğlu demiş vaktiyle bunu. ülen elin ingilizleri nerden biliyorlar.bak hele o ayrı bi husus.
Neyse yokuş yukarı çıkarken bizim telefon 'abi haberler var sana açsana be abi' diyor.Keyfim yerimde açıyorum.üç beş satır konuşup vaziyetin izahından sonra gramer olarak gayet basit.Anlam olarak derinliğini ölçemediğim bir cümle işitiyorum...
Telefonu kapadıktan sonra şu kadarını söyleyebiliyorum

1 özne ve 1 yüklem bu kadar mı yakışır arkadaş gecenin pembeliğine ve kar yağışına...

Bu gecelik bu kadar yarın yol var.
Naş Truzim iyi yolculuklar diler...

15 Ocak 2010 Cuma

Yol bi yere gitmez

Bana bunları yazdıran Yılmaz Erdoğanın 'Yol bir yere gitmez' şiirine teşekkür ederim.
Her yol bi yere gitmez insanın içine doğru gidebilir sen ne kadar istemesende,yol bi yere gitmez bu bir kaybolma hissidir
Yol bir saklanma biçimidir modern dünyanın hayasız yüzünden.Yol bi yere gitmez sen bi yere gidersin o dururken üzerinden akıp gidersin.
Yol bir sevme biçimidir her ne pahasına olursa olsun diye yola çıkılır.Çıkılmakla bitmez yol bir dönüşme biçimidir istesende istemesende...
Yol bir sövme biçimidir bir korna sesinde ağız dolusu küfür gibi,yol bir yalnızlık biçimidir kalabalık otogarlarda,
Yol bir korkma biçimidir döndüğünde sevdiklerini bulamama ihtimaline dayalı
Yol bir isyan biçimidir evine,ailene,sevdiğine

Yol bir itaat biçimidir senin seçimlerinle ilerleyen kaderine


Yol bir yere gitmez o bir durma biçimidir.Yol yoluyla gidilebilir yare,yoldan çıkılabilir apansız,ve ömür bitebilir yoldan önce ama yol
bi yere gitmez o bir Durma biçimidir
YAŞAMAK hızlı bir ölme biçimidir.

siz en iyisi mi şiiri dinleyin bir de...