31 Aralık 2009 Perşembe
The Final Victory
Bu blogun açılışı geçen sene bu zamanlardan bir kaç ay öncelere dayanmakta, sonu ne zaman gelir bilmiyorum.Yazının başlığı ile ne alaka bu yazdıkların dediğinizi duyuyor gibiyim hemen izah edeyim. Malum yıl başı herkes eğlencenin göbeğinde iken senin ne işin var bilgisayar başına be hancı diyorsunuz ama olsun on yıllarca ömrümde (sadece 2 tane 10 yıl görmüş olsamda) yıl başı kutlama adetim yoktur.Malum ıhlamur ağacının dibinde doğmuş bir bünyedir bu.Aslında yıl başı diye bir kavramım var ama bu 1 ocak değil. İsa'nın doğumunu protesto ettiğim yok buyursun gelsin yıl başı.Yanlış anlaşılma olmasın.Hristiyan tanıdığım yok ama olsun :)
Lakin benim yıl başı anlayışım birazcık farklı sizlerden.Ne müslümanlar gibi hicri yılbaşını ne de hristiyanlar gibi miladi yıl başını kutlarım aslında böyle bişey düşünmüyordum bile
20 yıldır da kutlamıyordum ya artık kutlacağım.Tarihini bir ben biliyorum benden başka olan herkesin ise tahmin hakkı mevcut tuttursanız bile söylemem o da ayrı husus
Çünkü Ben 20 yıldır kabuğumda yaşıyordum.hatta 21 diyelim.Kabuğum korunaklıydı,kabuğum sağlamdı,kabuğum güçlüydü,kabuğumun gayet iyi network ü vardı, kabuğumun kuralları vardı,doğruları vardı kabuğum iyiydi hoştu sağlıklıydı ama dardı...
Artık kabuğumu taşımaktan da yorulmuştu bu beden.kabuk matristi bende içindeki sıvı faydalıydım belki,belki de zehirliydim bilinmez, ama kabuksuz yapamam sanıyordum.kabukmu yoksa içindeki mi daha önemliydi.hayatımın sürmesini sağlayan hangisiydi öz mü kabuk mu?bilemiyordum test edicek cesaretimde yoktu.çünkü kabuksuz öleceğimi söylediler bana kabuklu doğduğumu ve ondan çıkmanın ihtihar olduğunu...
Tereddütler yaşarken kabukta bir çatlak açtım kaderin destekleriyle pek fazla seçeneğim yoktu işaretleyecek A mı B mi diye sordu.Hep sağdakini seçtim B yi yani bu sefer de A yı seçelim dedim.Her seçim bir vazgeçimmiş ya.Vazgeçtim bazı şeylerden...
önce beylik laflarımı kaybettim,uğruna bi süre dövüştüğüm ideallerimi,en önemlisi hayatın hakikatlerini savunan surlarla irtibatımı kaybettim...
Mükemmel olmasada beğendiğim ahlakımı bir nebzede olsa kaybettim ve her zaman beni rahatsız eden itaatimi kaybettim.İtimatımı da tabiki Hem O'na hem diğerlerini...
Haliyle kapkaranlık yalnızlıkta kaldım Ar'af da gibi...Yanımda bazı suretler de vardı oysaki fiziksel olarak yalnız değildim. eski günlerden kalan ışıklarıyla çamura bulanmış üç beş suretti bunlar.
Kaybettiklerimi az çok biliyordum da neler kazandığımı hala bilemiyordum.Hergün biraz daha yozlaşıyordum etraftaki kasırga nedeniyle ama yaşıyordum ölmemiştim.Demek ki kabuk değil öz müş mühim olan bunu öğrendim ilk başta.Kullara itaat etmeden de kul olunabileceğini idrak etmem kabukdan ayrı geçirdiğim 3.ayımda gökyüzüne hayran hayran baktığım bir anda dank etti.Gözümün önündeydi ama görüşüm kapalıymış hala kabuğu suçlarım bu hususda.Özgür bir hamamböceği olmayı hayal etmeye 2006 ekiminde başlamıştım.Özgür bir hamamböceğinden çok daha fazlasıymışım bunu öğrenmem bir itirafla oldu kabuksuz geçirdiğim 5.ayda. yüzüme itiraf edilmişti.(Bu devirde itirafını bile arkadan yapanlarda var o sebeble yukardaki cümle yazıldı yazım yanlışı yoktur.) hemde Başka yetkili bir hamamböceğinden...Aslında o kabukta hamamböcekleri yoktur pek ama hepsi 26 plakayı mı seçmişti göçmek için :-))
tesadüf diye bişey yoktur tevafuk diye bişey vardır derler eskiler...Bende pek yeni sayılmam bu sebeble haleflerimin sözüne katılıyorum...
Kabuksuz yaşadığım 10.aydı.Korunaksızdım.Rüzgar estikçe göklere değil toprağa bakar bi haldeydim.Kabuğumun yokluğundan doğan boşluğu doldurmaya çalışıyordum önüm arkam sağım sola sobee diyip gözlerimi açıyordum karanlığa... suretlerde vardı civarda hemde epey karanlık suretler haliyle göremiyordum suretleri bu sayede hep ebe oluyordum.Dipnot Ebeler kutsaldır :-) şöyle cix bi kabuk bulursam tekrar bir ağırlığım olacaktı ki öz kütleden mütevellit olmayan bir ağırlık,hayatı daha da yavaş yaşatabilecekti bana.Boşluk doldurma çalışmaları için oradan oraya savrulurken hani derler ya ES-KAZA bir yere gittim ve bir şey gördüm...
Kabuğumu bırakmamın hikmetini o an anladığım meğer kader beni bir şeylere hazırlıyormuş.Çok aleyhinde konuştum pişmanım ama iş içten geçti.Meğer kader beni kabuktan sıyırarak bişeyin peşinde koşturmaya hazırlıyormuş...Uğrunda koşturmaya değer bence sizin içinse değmez.Ama bu konuda kimsenin fikrini takmıyorum beyler bayanlar bilesiniz.Bu koşturmaca bir ihtimalin peşinde bir kalemde egonu silme koşturmacası,yaşama değil yaşatma mücadelesi bu.Acun'unun programında kutusuna ısrarla gidermişcesine bir koşturmaca...Önüne çıkanlara yok'um abi diyebilme koşturmacası.Ne çıkar kutudan bilinmez ama olsun ben kutumu seçtim ya bu da yeter.işte benim Final Victory'im...
bu bana yeter çünkü KADER bizim seçimlerimizle ilerliyor.Seçim yapmak direksiyon bende demektir.Bu cümle cüz-i iradeyi izah etmede en çok kullanılan örnekte geçen konuya dairdir.Merakını celb edenlere buyrun google amca...Löp et yemeğe alışmayın azcık uğraşınca yemesi daha keyifli...
Bu koşturmaca yorucu ama olsun.Bir sanatçı (sanatçı diyorum o kişi için çünkü harbiden sanatçı) der ki 'yorgunluğumun yaşamak gibi bir anlamı var.' işte ben yaşıyorum arkadaşlar.Ve yaşamaya başlamak için seçtiğim o günü kutluyorum yılbaşı diye.
Çünkü seçtim.O günü de ben seçtim yılbaşımı da ben seçerim.Burada soruları ben sorarım gibi oldu ama olsun.
Seçmeye cesaretim olmadığı gün ölmeye hazırım demektir.Demek ki şimdilik ölmüyoruz hobaa iyiymiş lan bu :D dükkan benimmiş gibi yazıyorum bu akşam,sabaha dükkanımı alabilir ama olsun.
Bu arada ifade kıtlığımı ve paslanmışlığımı mazur görün hayli vakit geçti çünkü.Geçen zamanlarla Bünyeye birazcık KROM dahil etmek gerekiyormuş ki paslanmayalım bunu anladım.Bu sandığın Cr elementi olan krom değil tabiki İşte benim KROM um.
K-karar verirken
R-radikal
O-olmadan
M-mutlu olunmazmış.
Esenlikler dilerim.Bu devirde pek yok ama olsun şayet denk gelirseniz 150gr alın yanınıza tuzlu fıstık niyetine arada atmak lazım ağızdan içeri.
Son bişey.Alkolle temasa geçen kitleye 'limon suyu-maden suyu ve tuz' kombinasyonunu önerim ertesi sabah için iyi gelebilir mideyi toplar' hiç içmemiş olsam da ömrü hayatımda.Oranlar şöyle 1 adet limonun suyu 1 çay kaşığı tuz kalanı da maden suyu...Damak kaldıysa tabiki damak zevkinize göre oranları kendiniz SEÇEBİLİRSİNİZ pek tabiki.
Eşşekten düşeni eşşekten düşen anlar ama olayı görenin de belki bi fikri olabilir diye yazdım.
Bu yazıyı okuduktan sonra işte yeni yıl dileğiniz.Sonuna kadar okumayana yok bundan :-)
İşte BU YIL SEÇMEK ten korkmayın...
15 Haziran 2009 Pazartesi
Ama ben seni Uyarmıştım
Dinlemedin işte dinlemedin de en unutulmaz anlarıma girdin.Herşeyin bedeli vardı biliyordun benimle olmanında bedeli buydu belki de yitip giden bir sene...Sana yardım etmek istedim seni yoran konularda,niyetim iyiydi ama gayretim eksikmiş demek ki.En önemli zamanlarında benimleydin bende seninle... ama senin kitap başında olman gerekiyordu dinlemedin...Değer miydi sence 1 seneye benimle olmak gibi bir şey.Katlanılmaz kaprisli aksi benle. Uyardım ama dinlemedin ve ben 2 gündür uyuyamıyorum.Kabuslar görüyorum senden çaldığım 1 senenin bedeli olarak.Açım ama yemek yiyemiyorum,konuşmak istiyorum ama susuyorum.Değer miydi ha söylesene benim gibi biri için değer miydi?
Değmezdi bence yanlış yaptın.Sana bunları söylediğimde bile inkar ediyorsun.Seninle alakası yok diyorsun gözlerin yere eğiliyor az da olsa kabahati bende de buluyorsun biliyorum.
Ve beni en çok ne üzüyor biliyor musun?
Hala benimlesin.
Kimbilir kaç sene daha kaybediceksin benimle belki sene bile olmaz ama olsun. Seninle her anım sene gibi geçiyor desem kimseler inanmaz biliyorum.
Her halükarda farketmez
ben seni seviyorum...
15 Mayıs 2009 Cuma
Kentimiz Evimizidir...
Bu bağlamda Tepebaşı bölgesindeki 40 ilköğretim okuluna ziyarette bulunup onlara bunu anlatmak gibi bir görev üstlendim.
Bir hafta oldu başlayalı...Ama müşahede ettiğim herşey çok hoş.Yeni nesil bizden zeki galiba.Herbiri birer felaket. Gözlerinden ışık fışkırıyor ne anlatırsanız hemencecik kapıyorlar.
Herşeyin farkındalar hem de herşeyin... Eleştiriyorlar,araştırıyorlar en önemlisi soru sorabiliyorlar.
Kendimi Kentte yaşama kültürünü öğretmekle sorumlu hissediyordum doğduğumdan beri.Ben dünyaya kentte açtım gözümü.Bana küçükken öğretilen herşeyin ne kadar doğru ve medeni olduğunu iyice idrak ediyorum şu günlerde...
Ahmet Turan Alkan'ın vurguladığı kentli olma bilincinin benimsenmesi er ya da geç sosyal hayatta tecelli edecek.Burada sorulması gereken soru şu 'ben bu cereyanda nerede duracağım?'
Ben duracağım yeri belirledim. Ve her gün küçücük çocukların gönül topraklarına tohumlar saçıyoruz arkadaşlarımla.Gün olacak biz göremesek de bu ülke muassır medeniyetin üstüne çıkacak bununda farkındayız.
Biz kim miyiz? Biz Onlar değiliz,Biz Bunlar da değiliz,Biz sadece Genciz. tüm kutuplaşmalara son veren gençliğiz.
Medeniyet bahsi geçtiğinde ruhu şad olsun Mehmet Akif'in veciz sözü aklıma gelir.
'medeniyet dediğin soymaksa bedeni;desene hayvanlar bizden daha medeni'...
Ağır mı geldi?
Köşedeki bakkaldan bi maden suyu alıvereyim istersen...
4 Mayıs 2009 Pazartesi
Ütülmek kötü,alışmamak lazım
Oyunu kuralına göre oynamaya razı ama oyunu sevmeyen bir oyuncu oldum üniversitede.'Emredilen fotokopileri hıfzedip BB getirmek' kuralı gayet açık olmasına ragmen anarsist bünyeye elini kolunu kesmekten daha ağır gelmekte bu...ama yapalıcak şey belli... sistemin istediği öğrenci olmadan okulu bitirmek mümkün gözükmemekte en azından benim için bu böyle.
Finallere kadar birşeyleri değiştirmek zorunda kalmak da beynimi yakıyor ya neyse...
Ütülmek kötü,alışmamak lazım...
Daha iyi yazılarda görüşmek üzere.Şimdilik ben terk-i diyar ediyorum.
28 Nisan 2009 Salı
if (eğer)
EĞER
Bütün etrafındakiler panik içine düştüğü
Ve bunun sebebini senden bildikleri zaman,
Eğer başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen,
Eğer sana kimse güvenmezken, sen kendine güvenir
Ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen,
Eğer beklemesinin bilir ve beklemekten de yorulmazsan,
Veya hakkında yalan söylenirse sen yalanla iş görmezsen,
Ya da senden nefret edilirde kendini nefrete kaptırmazsan,
Bütün bunlarla beraber ne çok iyi, ne de çok akıllı görünmezsen,
Eğer hayal edebilir de hayallerinin esiri olmazsan,
Eğer düşünebilip de düşüncelerini amaç edinebilirsen,
Eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşır
Ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen,
Eğer ağzından çıkan bir gerçeğin bazı alçaklar tarafından,
Ahmaklara tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilirsen;
Ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görür
Ve eğrilmiş yıpranmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen;
Eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir
Ve bir yazı tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen,
Ve kaybedip yeniden başlayabilir
Ve kaybın hakkında bir kelimecik olsun bir şey söylemezsen ;
Eğer kalp, sinir ve kaslarını eskidikten çok sonra bile işine yaramaya zorlayabilirsen,
Ve kendinde “dayan “ diyen bir iradeden başka bir güç kalmadığı zaman
Dayanabilirsen
Eğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsen,
Ya da krallarla gezip karekterini kaybetmezsen,
Eğer ne düşmanların, nede sevgili dostların seni incitemezse,
Eğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen,
Eğer bir daha dönmeyecek olan dakikayı,
Altmış saniyede koşarak doldurabilirsen,
Yeryüzü ve üstündekiler senindir.
Ve dahası , sen bir İNSAN olursun oğlum..
Rudyard Kipling
22 Nisan 2009 Çarşamba
Bana Yalan Söylediler.
büyüklerimi sayıp küçüklerimi sevmemin gerektiğini,olayları hakkaniyet ve iyilik gözlüğü ile değerlendirmemi,Ata'ya saygıyıyı,düşküne yardım yapmayı,çalışanı övmeyi,tembeli yermeyi söylediler.
insanların eşit olduğunu,dünyaya sevginin hakim olduğunu söylediler...İnsanlar arasında üstünlüğün Allah'a yakınlıkla olduğunu bu yakınlığın takva ile olabileceğini söylediler.Aşk'ın olduğunu ama insanlar arasında olanına mecazi aşk denildiğini,mecazinin gerçek olmadığını söylediler.
Bana yalan söylediler...
Bana yalan mı söylediler.
yukarda yazdığım tüm gerçekleri bana yalan olarak gösterecek kadar bozulmuş dünya ya benim bakış açım bozulmuş...
hangisi bozulmuş tam bilemiyorum
Allah istikamet versin
Önce bana sonra dünyaya
7 Nisan 2009 Salı
Vaadinde Durmak
Sual: Sözünden dönmenin dindeki yeri nedir?
CEVAP
Yerine getirmek niyetiyle söz vermek sevaptır. Verilen sözde durmak müstehaptır. Sözünde durmamak tenzihen mekruh olur. Kendisine söz verilen kimse, (Sen bana söz verdiğin için bu benim hakkımdır) demeye hakkı yoktur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Bir kimse, yapmak niyeti ile verdiği sözü tutamazsa günah olmaz.) [Tirmizi]
Yapmayacağı halde, yalan olarak söz vermek haramdır. Bu şekilde sözünde durmamak da günah olur. Yapmamak niyetiyle söz verdiği halde, sonradan, verdiği sözde durursa, yalancılık günahı affolmuş olur. Hadis-i şerifte, (Sözünde durmamak münafıklık alametidir) buyuruldu. (İbni Neccar)
Sözünde durmaya gücü yetmezse, münafıklık alameti olmaz.
Kendisine mal, söz veya sır emanet olunan kimsenin bunlara hıyanet etmesi, münafıklık olur. Sözünde durmaya çalışmalıdır. Âyet-i kerimede mealen buyuruldu ki:
(Allah, [sözleşmeleri bozmaktan] sakınanları sever.) [Tevbe 7]
Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Vaat, söz vermek borçtur. Sözünde durmayana yazıklar olsun.) [Deylemi]
Sözünde durmak önemli bir haslettir. Bu hususta birçok atasözü vardır. Birkaçı şöyledir:
Hayvan yularından, insan sözünden tutulur.
Er olan sözünde durur.
Allah bir, söz bir.
Söz namustur.
Söz verme, verdinse dönme!
Söz ağızdan çıkar.
Sözünün eri ol!
Tükürdüğünü yalamak [verdiği sözden dönmek] yiğide yakışmaz.
Kuran-ı kerimde, sözünde duranlar övülmekte, sözünün eri denilmektedir.
Bir söz verdim sözümden kıymetli birisine.Bir söz verdim gözüme fer veren birisine lakin tutamadım nefsime yenildim. Ben sözümün eri olamadım belli ki gücümü bilmeden söz verdiğim için böyle oluyor...Ne kadar da acizim...Ne kadar da aciz.
6 Nisan 2009 Pazartesi
Kandırmıyor ne gündüzüm ne gecem
Bahar geldi neden bu durgunluğum diye düşünmeye sevk ediyor beni atmosfer.
çok mu dertli duruyorum uzaktan acaba? yoksa çok mu kalender duruyorum ki.Gamsız hayat herkesi başka yorar,herkese başka sorar sorularını...Belli ki bu sefer bana sorduğu bilmedğim yerden geldi.Her suale yorum yapabilen ben bu soruda ne yapacağımı bilemiyorum aslında.
ve bu bilmeyişi kendime itiraf edişim bile yağmurlu bir bahar gününe nasip oluyor.
Hava durumundan bu kadar etkilenen var mıdır? bilmiyorum.Gökyüzü ne zaman ağlamaya dursa ben kendimi sigaya çekmeye başlıyorum acaba şurada böyle yapsaydım neticeler daha mı iyi olurdu diye?
Bazıları buna bahar sendromu diyor.Böyle bir arzuya meyledip kanmam.Kendimi hasta ve bitkin halde bulmak içimdeki enaniyeti durdurabilen tek şey...Belki de ondan hep hasta oluyorum veya olduğumu sanıyorum.
Camdan yapılmadığımı düşünce kırılıp dağılmadığımı anladığım gün özgür olacağım.Şimdi ise köpüklere doldurulmuş kutudaki vazo gibi hissediyorum.Düşersem darmadağın olacağıma imanım var nedense...
Neyse yağmurlu bir havanın düşündürttükleri bunlar.Fazla itibar etmeyiniz.
1 Nisan 2009 Çarşamba
Anten
hayatı şelaleye benzeten.
Bir Anten biliyorum
Boşlukda yüzen her insanın bir kelimeyi duyduğunu söyleyen
Bir Anten biliyorum
O kelimeyi duyunca kendini kaybettiğini
ve yine o kelimeyi duyunca
HER ŞEYİ bulduğumuzu söyleyen bir anten biliyorum.
Bir Anten biliyorum
olaylara O kelime ile baktığımda hayatımı özgür kılabileceğimi söyleyen
Bir Anten biliyorum
Gözlerimi özgürleştirdiğimde bana Sonsuz ödülün verileceğini söyleyen
Bir Anten biliyorum...
Ve Hergün bu antenden defalarca yapılan yayına kapalı kulaklarımız...
İyi de Hancı madem öyle kendi kulaklarını Açmak için bugün ne yaptın?
Sadece sevdim dostum sadece sevdim.
7 Mart 2009 Cumartesi
Antepliyim artık
Evet kararımı verdim.Yemeklerdenmiş.
Patlıcan Dolması:15 saat yol tepmiş halde geldi elimize,ilk başta pek muteber gelmedi bana Patlıcan mı ? hmm yaptım yemezdim ben patlıcan...Tadını sevmediğim gerçeğinin altında küçükken fazla ilgi gördüğüm de olabilir orasını tam kestirememekle birlikte onlarca şüpheyle ilk ıssırığımı aldım...Allah'ım o nasıl lezzet? o nasıl aroma?
Mükemmel...
Günlerdir secde görmeyen alnım bu nimet sayesinde hak ettiği yere kapandı.
Yeryüzüne...
Gönlü bedeninden büyük bir arkadaşım ısrarla 'bunları ısıtalım' diyip diyordu.Neyi hedeflediğini bilmeden sükunetle bekledim. Fırının fişi takıldı her tabak 3 er dakika hararete maruz bırakılmak suretiyle istenilen kıvama getirildi.
Isıtılmış Patlıcan Dolmasını, el emeği göz nuru ev ekmeğine sarıp ıssırdığım anda 7 yaşıma döndüm. Evet 7 yaşıma... çocukluğumundaki tüm neşeler bir ıssırıkla canlandı.Müthiş bir şeydi bu
her zaman aynı etkiyi bırakır mı bilemiyorum ama yıllar öncesine 'an' lık dönüş yaşatabilen herşey mukaddesdi benim için...Artık Sıcak patlıcan dolması da onlardan biriydi...
İçli Köfte:İsmiyle müsemma bir sanat harikası...İçinde barındırdıklarının öneminin farkında. bu sebeble hafif sertlikle bir kabuk örmüş kendisine.Bugüne kadar dişlerim hiçbir nimete bu kadar şefkatli davranmamışlardı. Kemal-i edeble kabuğu aştığınızda kısık ateşte pişmiş parça etlerden
oluşan orkestra karşılar sizi.En güzel nameleri dinlettirir sindirim yoluyla ruhunuza.
Ev Baklavası:Anadolu'nun en güzide annelerinin sevgi ve şefkati kadar yumuşak...Yar'in göğüsünde uyumak kadar tatlı...
Her katmanını oluşturan yufkaların her biri bir kilim gibi...Duygu yüklü,emek yüklü
Tüm hislerini aktarmış o baklava
O valide...
Bu nimetleri ayağımıza kadar getirene
Bu nimetleri göz yaşlarıyla yapan Ana'ya
Bu nimetleri bize gönderen Tanrı'ya
teşekkür ediyorum,
her ne kadar Yüzüm olmasa da...
3 Mart 2009 Salı
Başka
Odaklandığım anlamı izah etmeme yardımcı bir kaç örnekle lazım.4 tanesini çağırabildim şimdi
diğerleri biraz uzaktalardı beynimin sesini duyamadılar.
Tezgahtar: Bu kazak var...
Müşteri: Başka var mı?
Çıkarım yapılan anlam:Öncekini yok sayma ve beğenisizlik
A kişisi:Elimde bu filmler var
B kişisi: başka?
Çıkarım yapılan anlam:Beğenmeyiş
+ : daha önce şu cafeye gittin mi?
-: oraya gittim.peki başka neresi var?
Çıkarım yapılan anlam:Doygunluk
A kişisi:CV nizde şu konulara meraklı olduğunuz yazılı peki ya başka?
B kişisi:haa bi de bu var...
Çıkarım yapılan anlam:tatminsizlik
Bu kadarcık örnekleme kafi geliyor varmak istediğim yere. Eldeki veriler nedir?
1-Öncekini yok sayma ve beğenisizlik
2-Beğenmeyiş
3-Doygunluk
4-Tatminsizlik
bu 4 anlam genelde tüketim çılgınlığının temelini oluşturan şeyler. Modayı meydana getiren
sosyal hayattaki tüm cereyanları doğuran bi şey.
Yani hep 'başka' ya odaklanmaktan neler kaybetmiyoruz ki?
Yani hep 'başka' ya dikkat etmekle neleri yitirmiyoruz ki?
Yani hep 'başka' olduğu için neleri tüketmiyoruz ki?
ne yani 'başka' olmasın mı?
Başka olsun tabiki...Ama 'başka'nın yüzü suyu hürmetine diğerleri de yok sayılmasın,beğenilsin,doyulsun ve tatmin olsun
Başka olsun tabiki ama sadece 'farklı' olarak kalsın.
Tüketim çılgınlığının çığırtkanlığını yapmasın
'Başka'yı aramaya giderken
'Başka' gelip bizim beynimize oturmasın.Çünkü o vakit,hiçbir zaman ulaşmak için yola düştüğün başkaya varılamaz.Hep başka başkalara saparsın ve sonunda 'başka' odaklı tüketicilerden
biri olur insanoğlu ve söyleyebildiğin tek kelime 'başka' olur...
Başka hep var olacak ama şimdi ise elimizdeki bu.
Başka aslında şekeri kaçan bi sakız gibi...Tadı kaçana kadar çiğne ve tükür mesajı verir kişiye.Fakat
bu mesajı dinlemeyen sadık çiğneyicilerde olabilir hayatta.Sakızı şekeri için değil çiğneme eyleme için çiğner.Eylemden sıkıldığında tükürür şekeri bittiğinden değil.Bunu yapabilen insanlar ise 'başka' nın akla ilk gelen manasını hak edenlerdir.
nedir o ilk akla gelen anlam bakınız tdk.gov.tr
ben gibi tembeller için buraya bakınız 'Bilinenden ayrı, değişik, farklı, özge'
Uzun lafın kısası, bu bozuk cümlelerimi okuduktan sonra
başka yazı var mı? diyerek bunu da tüketmeyin.
25 Şubat 2009 Çarşamba
Senden bana ne köy olur ne kasaba şarkısının kulaklarımda bıraktığı yanığın acısı
veren alır tatlı canı...
Yakışmazsa öldür beni
yeşil bağla ala karşı
Halk türküsünden bir parça...Günümüzde bu kadar anlam yüklü cümleler var mı?
ben göremiyorum nedense hepsi 'berkecan nie veermion yaağ?, basgaza aşkım bas gaza' '
senden bana ne köy olur ne kasaba'
vesair ifade kusmukları gibi geliyor.Kulaklarım yanıyor bunlar ekrandan fırlayıp kulaklarıma çarptığında. ne kadar kaba,ne kadar yontulmamış,ne kadar vasat ,ne kadar bayağı...
böyle bir cereyan var bunların hepsinde...Aşk'ı Sevgi'yi 'gramaj hesabı et'e dönüştürme çabası bunların cereyanı. Nerden kapıldınız bu cereyana?...
anlayamadım.
Hangi bataklıktan türüyor bunlar kurutalım kökünü ?
Sadece ben anlamasam neyse inanın çevremdeki herkes bundan muzdarip abuk subuk şarkıcılardan
şarkıcıklardan...onlar bi nebze olsa yok sayabiliyorlar böylelerini
Ama
Ben yok sayamadım da bunları yazdım işte...
Bunlar saman alevi gibi parlıyor.'bazı bayağı insancıklarda' benzin döküyorlar üstlerine...
ne oluyor 3 aylık şöhretler...'3 parmak'lık etek boylarıyla 'AÇ'ları doyurmaya niyetlilerle dolup
taşıyor ekranlar
Şöhretinizi de ününüzü de paranızı da size albüm yapanları da onlara bu işi verenleri de sizi de ...
..
.
malesef buradan sonra -RTÜK- sazı eline alıyor.
bırakaydılar da bir söveydim...
17 Şubat 2009 Salı
Paraşütcü ve Otonom Topraklar
Peki kim mi onlar?
kim olacak paraşütcüler yahu...gerçi siz onlara başka adlar veriyor olabilirsiniz.Bendeniz paraşütcü diyorum.
kimisi kazara,kimisi bilerek
en gizli ve bazen en değerli şeylerin mevcut olduğu gönülünüzdeki topraklara
inerler.Kazara inenleri de gördüm.Bilerek inenleri de...Şunu kesinlikle söyleyebilirim ki
kazara inenler daha tehlikelidir...Herhangi bir amaçları yoktur ve ne yaptıklarının farkında bile olmazlar çoğu zaman.
Bu yazıda bahsedilen
kişinin 'kendiyle bile paylaşmaya çekindiği şeylerin mezarlığı' isimli bölgeleri vardır gönül toprakları ülkesinde.Otonomi tanınmıştır oralara... Sandıklara kapatılmış haşin gerçeklerin illeridir oralar...Haşinler ve soğuk havada yüzünü kamçılayan rüzgar kadar da acımasız topraklardır oralar...Nüfusunu sandıklar oluşturur.insanlar değil bildiğin sandıklar yahu...yan yana duran onlarca sandık.Kimisinin üzerinde bir sembol, kimisinin üzerinde bir isim kimisinde bir forma,kimisinde bir gülücük,kimisinde bir tutam saç,kimisinde ise bir
çift göz... her iki sandık arasında bir sandığı gömebilecek kadar bir derinlikte bir çukur mevcuttur.çukurun yanıbaşında da vakur bir kürek, yüzünü toprağa dayamış...haşin gerçekleri gömebilecek iradeli elleri bekliyor ona yakışan haliyle...
Konuya dönelim işte bu paraşütcüler o mezarlığın tam ortasına inerler birden bire.Tam unuttuk, kurtulduk dediğiniz o sandıkların arasına konarlar göçmen kuşlar gibi...
Tek yaptıkları da budur...istemeden de olsa sizi o sandıklarla rastlaştırırlar tekrar.
Denge halindeki terazinin herhangi bir kefesine bir tüy parçası bile koysanız nasıl denge bozulur... ve dahası dengeyi sağlamak için tüyü almaya kalktığınız anda tüm sistem
bir daha düzeltilemez şekilde bozulur ya. işte O paraşütcüler böyle tüyler gibidirler.
terazi de bozulmuştur bir kere daha ama çare yok
tümden kaybetmemek için sineye çekilir bir kefenin altta olması. Altta olan kefe ise genelde hüzün yüklü ağırlıkların mevcut olduğu kefedir. Zamanla farkedersiniz ki alttaki kefe ile üstteki kefe salınım yapmaya başlar...Yine belli bir zaman sonrada tekrar dengeye kavuşur teraziniz.
Bu sebeble;
paraşütcüler hayatınıza düştüğü anda
hiç yoklarmış gibi devam etmeye çalışın...
Eğer yoklarmış gibi yapamayacak kadar cesursanız...Yüzü yerdeki vakur küreğin yanına gidin
Yüzünü yerden kaldırdığınızda kürek size ne yapmanız gerektiğini fısıldayacaktır...
9 Şubat 2009 Pazartesi
Hırıltılarım
ahmet kaya dinledim kül tablası göz kırpıyor bu mezarlığa gönderecek başka bişeyler yok mu diye?
Sonra daldım yine monitöre bakarak,her gece olduğu gibi bu gecede 'combat' başlamıştı.içimdeki iyilerle
kötüler sırayla söz alıp zihin kürsüsünden karşı tarafa yükleniyorlardı.Sessizlik oldu uzunca bi süre bilgisayarın
fan sesiyle ancak kendime gelebildim saat 04.10 du.
özetle alttaki paragrafdaki her başlık tek tek irdelendi dakikalarca.
olamayacağını bildiğiniz şeyler için ümit etmek,olmadığın gibi yaşamak
ve olmadığın saflıkla hiçbişey olmamış gibi hayata devam etmeye gayret göstermek...Hedef belirleyip ulaşamamak
ulaşamadıkça da topu kadere atıp kenara geçip yatmak.gereksiz uykusuz geceler...Umut sarıkaya takibi,
Viktor hugo'dan okunan son romanın bünyeye dahil ettiği garip his,yeşil gözlü belirsizlik,maddi geçimsizlik
fikri uyuşmazlık,tiryakiliğe koşar adım ilerlerken iradeliyim ayakları yapmak
günde 5 kere kılmaya niyetlenilip iki veya üçten öteye gidemeyen temizlenme hareketleri
yokluğa isyan,varlığa nisyan,sorana karşı yalan,hadi bari buna anlatayım dedğinde aldığın sessizlik
anlamsız kelime grupları gibi gözüksede üstteki yazdıklarım.yazdıklarım benim savaşım aslında pek çok cephede
verilen bir savaş bu.Kuvvetimi önceki zamanla sonraki zamana o kadar dağıtmışım ki şimdiki zamanda savaşacak
derman kalmamış.O sebeple rolantiye aldım hayatı gittiği yere kadar bekle gör moduna girdim.Strateji yok plan yok
proje yok hedef yok, tek şey olsa hepsi olacak aslında ama onu yazmayacağım burada herkesin
ihtiyacı olan tek şey.
Ahmet Kaya bağırıyor yandan 'siz benim kime küstüğümü nerden bileceksiniz?' bilemeyiz abi nerden bilelim,
herkes birbirini biliyor mu sanki? gülerken ağlayanları,ağlarken ses çıkarmayanları nerden bileceğiz?
Tuzu kuru olanları,ailesiyle bozuk olanları,derslerden kalanları,sevgilisi olanları,olmayanları nereden bilecez?
gidip sorunca yok bişey diyenleri nerden bileceğiz?
Sevip,sevmediğini bilemeyen ,teslim olmaması gereken yerde kalkanını indiren,savaşağı yerde kaçan, bağıracağı yerde
susan bizler nereden bilecez başka insanları ve onların hissiyatını...Kendi hislerimizi biliyor muyuz ki
başkasınınkileri bilelim...
Daldan dala atlıyorum meseleler alakasız...düpedüz saçmalıyor lan bu dedirten ifadeler dökülüyor parmaklarımdan...
ağızımla söylersem kesinkes zeminden 7 kat altı garantileyeceğim cümleler geçiyor dilimin üzerinden
yılların ketumluğundan dolayı mengene gibi sıkıyorum dişlerimi kaçmasın bu sözler diye ağızımdan...
dudaklara çarpıp geri dönen o cümlelerden mes'ul olur muyum bilmiyorum ama söylesem de mesut olmayacağımı da
biliyorum.
07-2B uç,çekirdek kabukları,gri hoperlörler,şarkılar...düzensiz bir masa aklım gibi,düzensiz bir hayat ruhum gibi...
Düzensizliği düzen kabul eden üç kişinin
yaşadığı üç odalı 1 salonlu soğuk duvarlı evdeki her organizmanın kapılabildiği bir ümitsizlikle konuşuyorum şu an.
saat ilerledi vurup kafayı yatmalı
diye düşünürken ctrl + A ya basıp delete yapası geliyor insanın olm diyorum bunlarda okunur mu? kime ne anlatıyorsun
bu yazıyı niye yazıyorsun? veya niye yazdığını sanıyorsun diyor kafadaki yankı,
bende cevaben derim: 'rahatlamak için olsa gerek filmin bende bıraktığı tesirden de olabilir tabiki.'
bi türlü kesmiyor bizi elimizdekiler... gözümüzde hep 'el' dekiler...Eldekilerle yetinebilsek
böyle mi olurduk acaba?
son soru bu oluyor yarı aydınlık zihin koridorlarında yankılanan...ve ben yatıyorum ey yazıyı okuyan sen düşünedur...
6 Şubat 2009 Cuma
Duman'dan 'Ah' isimli parça ve hissiyatım

herhangi bir şarkıya dair bişeyler karalamak gibi bir adetim olmamakla birlikte defalarca dinlediğim
bu şarkıdan ötürü bir kaç şey yazayım istedim.
Ritmi gayet sakin bir şekilde 23 saniye ilerledikten sonra ilk sözcük geliyor...
'Yarışmadı...'
'Allah allah nasıl yarışmadı hayat bir yarış değil miydi? 'sorusu aklınıza
geldikten 3 saniye sonra
2.sözcük düşüyor kulaklarınızdan içeri.
'yenilmedi...'
hooop 1 dk diyorsun yenilmemek için yarışmamak tırsakmış bu adam
dedim ama ses dalgaları dudaklarıma çarpıp geri döndü.
santradan 37 saniye sonra 'AÇIK SEÇİK SİZLE OYNAMADI' diyor ve üstüne ekliyor
'Gerilmedi...'
Ben burada şunu anlıyorum 'amca gerilmemek için açık-seçik kimseyle oynamıyor.'
peki ya
gizli gizli oynuyorsa? sorusuda son heceyle birlikte meydana çıkıveriyor zihnimde
'Sanılmasın yine basmış onu bulantılar' ve
'YANILMASIN ÖYLE DALGA GEÇEN YABANCILAR' diye ilerliyor şarkı
Şarkıdaki karakterle yabancılar dalga geçiyorlarmış.'Dalga geçmek' bence 2 sebeble yapılır
diye fikir yürütüyorum. 1.si değerli olan bişeyin değeri düşürmek, 2.si aciz olan bişeye
daha da acizlik katmak için.
Diğer yabancılarla 'yarışmaya girmediği için yenilmedi.Yenilmediği içinde
onun değeri diğerlerine göre ne nispette olduğu mukayese edilemedi.insanın içinden gelen bilinmeyene düşman
olma hissi ve yarışmayanın yabancılara göre daha değerli olma ihtimaline
teslim olan yabancıların akılları onunla ancak dalga geçmeye karar verebildi.
şarkı devam ediyor...
'AH EĞLENİYOR KENDİ BAŞINA'
'AH NEŞESİ YETER'
'AH UMURUNDAMI SANDIN BU DÜNYA'
'AH NEŞESİ YETER'
demek ki bize anlatılan şahıs öyle içten pazarlıklı gizli-gizli insanlarla oynayan biri
değil bilakis mertliğinden ve kendine olan muazzam sevgisinden dolayı 'gerilmemek'için
insan fıtratındaki özelliklerinden biri olan yarışma hissinden bile vazgeçmiş bir bireymiş.
Birey diyorum çünkü kendi başına eğlenebiliyor ve bu neşeyle de iktifa edebiliyor.
Yine bahsi geçen kişi yani kendi mutluluğununda formülü bulmuş gibi.'Umurunda değil dünya'
zor bir mertebedir bu. Ya şarapcılar ya da dervişler bu makama erebilir.
Pek çok insanın yüreği yetmez bunu diyebilmeyi ve bunu yaşayabilmeyi.
Bu makamda yalnızlık da çok doğaldır üstelik.Sadece bu bakış açısıyla bile birey olmayı iktiza eder.
şarkının ilk bölümünün söz kısmı burada bitmekte ve müzik devam etmekte...
İkinci bölüme girişte enterasan,
'konuşmadı' diye pat diye mevzuya giriyor şarkıcı başlangıçtan 150 saniye sonra
'hiç duymadı'
'Açık seçik sizle takılmadı'
'Daralmadı'
Bahsettiğimiz o dünyadan vazgeçebilme makamı artık şahsın gönlüne taht kurmuş vaziyette
'insanlarla beraber yaşadığı müddetçe dikkat etmesi gereken kurallar mevcut,Bu kurallara tabi
olmamak için konuşmaktan ve konuşulanı dinlemekten vazgeçmiş'
'Yalnızlığı da benimseyen bünyesi onlarla takılamaz hale geliyor çünkü takılsaydı daralacaktı'
Gerilmemek için yarışmamayı seçen tabiki de daralmamak için yalnızlığı eş tutacak kendine
Yani olay bu.Dünyadan geçebilmek için 'ya şarapçı olacan ya da derviş' ortası kar etmiyor.
21 Ocak 2009 Çarşamba
Bile bile Lades
Ademoğlu neden hep bile bile lades oluyor?
Lades oyunundan haberdar olmayanlar için türk dil kurumu resmi sitesi www.tdk.gov.tr
dan iktibas edelim.
'' Tavuğun lades kemiğini iki kişinin birer ucundan tutarak kırmasından sonra birinin bir şeyi "aklımda" veya "hatırımda" demeden ötekinden almasıyla yenik sayılmasıyla biten oyun, lades oyunu. ''
'Bakınız yenik sayılmayla biten oyun' pek manidardır bu kısmı bunun için ayrıca birşeyler zırvalayacak değilim müsterih olunuz.
Evet artık lades i biliyoruz.şimdi başa dönelim neden insanoğlu bile bile lades oluyor?
Kaybedeceği savaşlara bile bile giriyor,Yapamayacaklarını bile bile yapmaya çalışıyor.Olamayacağını bildiği şeyleri oldurmaya çalışıyor. bile bile Sevmediği insanlarla yaşıyor.bile bile sevdiği insanlarla yaşayamıyor bile bile çimlerde yürüyor çimlerin canını düşünmeden, bile bile sigara içiyor içki içiyor kendi canını düşünmeden.Kendinden geçmişken trafiğe çıkıyor başkalarının canlarını düşünmeden.
Hepsinide bile bile yapıyor eskaza değil seçerek isteyerek...
Hiç bir zi-şuur bunu yapmazken neden insan yapıyor? Akli melekelerinin hepsi tastamam çalışır haldeyken neden bile bile yanlış yapıyor?
Aklıma Fruko gazoz reklamındaki küçük kızın dediği 'onyüzbin baloncuk yuttum' ifadesi geliyor. Zihnime 'onyüzbin baloncuk' şeklinde bu konudaki olası sorular hücum ediyor idrak yollarım tıkanıyor.Bünye alışık değil tabi okuldaki sınav sorularından başka bişey gitmemiş oralara...Son bi gayretle 'Oğlum hancı sanane lem' diyorum ama dinletemiyorum...
insan aptal diyecem değil. saf diyecem o da değil. mal diyecem o hiç değil.İnsanı diğer canlılardan üstün kılan bu seçim yapabilme yeteneği değil miydi? Evet öyleydi.
Yahu Bizi diğerlerinden üstün kılan 'seçim yapabilme iktidarı' nı neden bu kadar kullanamıyoruz.
İktidar olduk ama muktedir olamadık demişlerdi eskiden bizimkisi de o hesap galiba,
Bize irade verildi ama yönetemiyoruz...
En dip not: çok sevdiğim bi insan Üstün Dökmenin ladesçi diye bir kitabı olduğunu söyledi.Şunu anladım 'lades oyununa' kitap bile yazılmış varın siz düşünün ötesini...
17 Ocak 2009 Cumartesi
Gençler yönetimde SÖZ sahibi olmasın mı ?
Ayrıca kanımı donduran tepkilerde aldım hem de bizzat gençlerden...O kadar zevk ve sefaya dalmışız ki...Sistem bizi o kadar güzel uyutmuş ki...Atalarımızı 80 de o kadar güzel sindirmiş ki...Discoları barları o kadar ayağımızın altına sermiş ki... gel de arkadaşlarıma ülke sorunlara vakit ayıralım de... ve aldığım reaksiyonları gör.
Kızgın veya kırgın asla değilim.Yaptıklarım belki anlaşılmayacak belki komik gelecek ama ilerde birşeylerin değişebilmesi için bizim şimdi sonuç beklemeden çalışmamız gerekiyor.
Kampanyamız 14 ocak da başladı ama hava muhalefetinden dolayı standlarımızı kapatmıştık.bugünkü çalışmalarda 220-250 arasında imza topladık.
Bendeniz de sadece 60 imza toplayabildim. 1.5 saat soğukta uğraştım ama belki benden sonraki nesil için birşeyler değişir.Final haftasında bunu yaptığım içinde ayrıca gurur duyuyorum.
16 Ocak 2009 Cuma
İlginç
saolasın ilginç.seni tanıyamamak güzeldi.
9 Ocak 2009 Cuma
Öksürük Şurubu

Öğrencilik hayatının bazı kısımları öksürük şurubu tadında... Mayhoş,acı,tatlı,meyveli,ekşili...
herkes anladı ne demek istediğimi final haftası geliyor.Öğrencilik mesleğinin en önemli süreçlerinden birindeyim.Eğitim sistemi bana haftalardır ektiğim dersleri telafi edebilmem için 'eve kapanıp sımsıkı çalışmam gerektiğini öğütlüyor.' Kalbim ise sınavların gelip geçici olduğunu telkin ediyor.
ilk vizelerdeki düşük performansımın sonucu olan 'kötü notlarımı' düzeltebilecek miyim? yoksa daha da kötülerini mi alacağım diye düşünmüyorum şu an...
Şu an tek düşündüğüm 'kendimi ve yaşadığım çevreyi geliştirmek adına yapmaya gayret gösterdiğim sosyal faaliyetlerimden geri kalacağımın telaşı...'
pek çok kişiye göre bu düşüncem yanlış. Öğrenci dediğin ev-okul arası mekik dokur.Sağa sola bulaşmadan dosdoğru gider gelir. Mezuniyet ortalaması 4 üzerinden 3,78 olması gereken, ingilizce ve teknik kursları derecelerle bitirmesi gereken sorulmadıkça konuşmayan,konuşsa bile içinde bulunduğu çevrenin otoritelerine dokunamayan. dokunursa başına iş geleceğine inandırılması gereken,
oksijenli solunum,yapan günde 3+2 öğün yemek yemesi gereken bir organizma olarak tanımlanır ataerkil türk toplumunun yaşadığı coğrafya da.
Bu algıyı değiştirmek çok zor belki ama okulumun uzaması pahasına da olsa buna muhalef edeceğim.
Benim öğrenciden anlamak istediğim şudur:
sinemaya ve tiyatroya gider,yabancı dizi izler yerli dizilerin pek çoğu bel hizasından öteye gidemediği için yabancı dizi izler,kitap okur,gazete okur en azından parası yetmiyorsa online olarak takip eder,caddelerde sokaklarda umarsızca gezer ama gezerken çevredeki eksiklikleri gözler sadece karşı cinsi değil... şahısların dişilikleriyle ve yakışıklıklarıyla değil kişilikleriyle ilgilenir,yolda dilenenlere hakaret etmez,olgun başak gibi başı yerde ama gönlü dağların tepesinde dolanır,insanlara faydalı olmanın kendine faydalı olmak olduğunun farkındadır. okulda verilen eğitimi sorgular,eleştirir geçmek için değil öğrenmek için okur.Dersten de kalır dersten de geçer ama bu süreci etrafında terör estirmeden yaşar.Ektiği derslerin notlarını arkadaşından isterken yüzü kızarır.Arkadaşı not vermezse de ona kırılmaz.Devamsızlıktan kalabilir kaldığıyla öğünmelidir de.Derse gidip gitmemek konusunda iradesini kullanır.Varlığının farkında olduğu iradesiyle gurur duyabilecek kadar da realist olmalıdır.
Başta ben olmak üzere pek çok kişi bu normlarda değil belki ama en azından
bu tespiti yaptım. Takdir okuyucularındır.
3 Ocak 2009 Cumartesi
Sistem Bizi Çağırıyor...
Bugün Yerel Gündem 21 Gençlik Meclisinin 1.olağan genel kuruluna şahsım ve AIESEC Eskişehir şubemizi temsilen katıldım. Tüm liseler ve sivil toplum örgütleri bulunmasa da katılım vasat kalmadı.Espark'ın yanındaki kahve dünyasının karşısındaki küçük tarihi binanın böyle bir meclise tahsis edilmesi bile anlayışın ne kadar değişmeye başladığının güzel bir örneği gibi geliyor bendenize.
Gayretler çok halisene göründü bana. Bizlerde kentsoylu bir aileden geldiğimiz için şehrin sıkıntılarını çözmek konusunda üzerimize düşenleri yapmaya karar verdik bu bağlamda bahsi geçen meclisin 'basın yayın ve insan kaynakları' çalışma grubuna dahil oldum. İlerde bişeyler yapabilirsek buradan sizlere aktaracağım.
Ama dikkatinizi çekmek istediğim husus şudur. Artık Türkiye'de gençlere sorun çıkaran değil, sorunlara çözüm bulabilen potansiyel olarak bakılmaya başlanmaktadır.Biz gençlere düşenler ise bulunduğumuz yerlerde bu tarz oluşum ve etkinlikleri siyasi görüşü ne olursa olsun takip etmek ve eleştirisel bakışlarımızı üstlerinden eksik etmemektir.Zira denetim mekanizmasının olmadığı yerde keyfilik baş gösterir...Takdir edersiniz ki Bu,ülkemizin büyük sorunlarından sadece biridir.
Yazıyı okuyan tüm arkadaşlarıma teşekkür ederim.