9 Şubat 2009 Pazartesi

Hırıltılarım

Benjamin buttonun garip hikayesini izledim gözyaşı belirdi filmin sonlarında...üstüne umut sarıkaya okudum,
ahmet kaya dinledim kül tablası göz kırpıyor bu mezarlığa gönderecek başka bişeyler yok mu diye?
Sonra daldım yine monitöre bakarak,her gece olduğu gibi bu gecede 'combat' başlamıştı.içimdeki iyilerle
kötüler sırayla söz alıp zihin kürsüsünden karşı tarafa yükleniyorlardı.Sessizlik oldu uzunca bi süre bilgisayarın
fan sesiyle ancak kendime gelebildim saat 04.10 du.
özetle alttaki paragrafdaki her başlık tek tek irdelendi dakikalarca.

olamayacağını bildiğiniz şeyler için ümit etmek,olmadığın gibi yaşamak
ve olmadığın saflıkla hiçbişey olmamış gibi hayata devam etmeye gayret göstermek...Hedef belirleyip ulaşamamak
ulaşamadıkça da topu kadere atıp kenara geçip yatmak.gereksiz uykusuz geceler...Umut sarıkaya takibi,
Viktor hugo'dan okunan son romanın bünyeye dahil ettiği garip his,yeşil gözlü belirsizlik,maddi geçimsizlik
fikri uyuşmazlık,tiryakiliğe koşar adım ilerlerken iradeliyim ayakları yapmak
günde 5 kere kılmaya niyetlenilip iki veya üçten öteye gidemeyen temizlenme hareketleri
yokluğa isyan,varlığa nisyan,sorana karşı yalan,hadi bari buna anlatayım dedğinde aldığın sessizlik
anlamsız kelime grupları gibi gözüksede üstteki yazdıklarım.yazdıklarım benim savaşım aslında pek çok cephede
verilen bir savaş bu.Kuvvetimi önceki zamanla sonraki zamana o kadar dağıtmışım ki şimdiki zamanda savaşacak
derman kalmamış.O sebeple rolantiye aldım hayatı gittiği yere kadar bekle gör moduna girdim.Strateji yok plan yok
proje yok hedef yok, tek şey olsa hepsi olacak aslında ama onu yazmayacağım burada herkesin
ihtiyacı olan tek şey.

Ahmet Kaya bağırıyor yandan 'siz benim kime küstüğümü nerden bileceksiniz?' bilemeyiz abi nerden bilelim,
herkes birbirini biliyor mu sanki? gülerken ağlayanları,ağlarken ses çıkarmayanları nerden bileceğiz?
Tuzu kuru olanları,ailesiyle bozuk olanları,derslerden kalanları,sevgilisi olanları,olmayanları nereden bilecez?
gidip sorunca yok bişey diyenleri nerden bileceğiz?
Sevip,sevmediğini bilemeyen ,teslim olmaması gereken yerde kalkanını indiren,savaşağı yerde kaçan, bağıracağı yerde
susan bizler nereden bilecez başka insanları ve onların hissiyatını...Kendi hislerimizi biliyor muyuz ki
başkasınınkileri bilelim...

Daldan dala atlıyorum meseleler alakasız...düpedüz saçmalıyor lan bu dedirten ifadeler dökülüyor parmaklarımdan...
ağızımla söylersem kesinkes zeminden 7 kat altı garantileyeceğim cümleler geçiyor dilimin üzerinden
yılların ketumluğundan dolayı mengene gibi sıkıyorum dişlerimi kaçmasın bu sözler diye ağızımdan...
dudaklara çarpıp geri dönen o cümlelerden mes'ul olur muyum bilmiyorum ama söylesem de mesut olmayacağımı da
biliyorum.

07-2B uç,çekirdek kabukları,gri hoperlörler,şarkılar...düzensiz bir masa aklım gibi,düzensiz bir hayat ruhum gibi...
Düzensizliği düzen kabul eden üç kişinin
yaşadığı üç odalı 1 salonlu soğuk duvarlı evdeki her organizmanın kapılabildiği bir ümitsizlikle konuşuyorum şu an.
saat ilerledi vurup kafayı yatmalı
diye düşünürken ctrl + A ya basıp delete yapası geliyor insanın olm diyorum bunlarda okunur mu? kime ne anlatıyorsun
bu yazıyı niye yazıyorsun? veya niye yazdığını sanıyorsun diyor kafadaki yankı,

bende cevaben derim: 'rahatlamak için olsa gerek filmin bende bıraktığı tesirden de olabilir tabiki.'
bi türlü kesmiyor bizi elimizdekiler... gözümüzde hep 'el' dekiler...Eldekilerle yetinebilsek
böyle mi olurduk acaba?
son soru bu oluyor yarı aydınlık zihin koridorlarında yankılanan...ve ben yatıyorum ey yazıyı okuyan sen düşünedur...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder