17 Şubat 2009 Salı

Paraşütcü ve Otonom Topraklar

Geç gelip erken giden insanlar olur hayatlarınızda ve hayatlarımızda...Usulca sokuluverirler yıllardır yüzleş(e)mediğiniz yanınızla yüzleştirirler sizi. ister istemez bir dönüşüme kapılırsınız onların yanlarında.Atmosferleri vardır onların tabiki iklimleride...

Peki kim mi onlar?

kim olacak paraşütcüler yahu...gerçi siz onlara başka adlar veriyor olabilirsiniz.Bendeniz paraşütcü diyorum.

kimisi kazara,kimisi bilerek
en gizli ve bazen en değerli şeylerin mevcut olduğu gönülünüzdeki topraklara
inerler.Kazara inenleri de gördüm.Bilerek inenleri de...Şunu kesinlikle söyleyebilirim ki
kazara inenler daha tehlikelidir...Herhangi bir amaçları yoktur ve ne yaptıklarının farkında bile olmazlar çoğu zaman.
Bu yazıda bahsedilen
kişinin 'kendiyle bile paylaşmaya çekindiği şeylerin mezarlığı' isimli bölgeleri vardır gönül toprakları ülkesinde.Otonomi tanınmıştır oralara... Sandıklara kapatılmış haşin gerçeklerin illeridir oralar...Haşinler ve soğuk havada yüzünü kamçılayan rüzgar kadar da acımasız topraklardır oralar...Nüfusunu sandıklar oluşturur.insanlar değil bildiğin sandıklar yahu...yan yana duran onlarca sandık.Kimisinin üzerinde bir sembol, kimisinin üzerinde bir isim kimisinde bir forma,kimisinde bir gülücük,kimisinde bir tutam saç,kimisinde ise bir
çift göz... her iki sandık arasında bir sandığı gömebilecek kadar bir derinlikte bir çukur mevcuttur.çukurun yanıbaşında da vakur bir kürek, yüzünü toprağa dayamış...haşin gerçekleri gömebilecek iradeli elleri bekliyor ona yakışan haliyle...

Konuya dönelim işte bu paraşütcüler o mezarlığın tam ortasına inerler birden bire.Tam unuttuk, kurtulduk dediğiniz o sandıkların arasına konarlar göçmen kuşlar gibi...
Tek yaptıkları da budur...istemeden de olsa sizi o sandıklarla rastlaştırırlar tekrar.

Denge halindeki terazinin herhangi bir kefesine bir tüy parçası bile koysanız nasıl denge bozulur... ve dahası dengeyi sağlamak için tüyü almaya kalktığınız anda tüm sistem
bir daha düzeltilemez şekilde bozulur ya. işte O paraşütcüler böyle tüyler gibidirler.

terazi de bozulmuştur bir kere daha ama çare yok
tümden kaybetmemek için sineye çekilir bir kefenin altta olması. Altta olan kefe ise genelde hüzün yüklü ağırlıkların mevcut olduğu kefedir. Zamanla farkedersiniz ki alttaki kefe ile üstteki kefe salınım yapmaya başlar...Yine belli bir zaman sonrada tekrar dengeye kavuşur teraziniz.
Bu sebeble;
paraşütcüler hayatınıza düştüğü anda
hiç yoklarmış gibi devam etmeye çalışın...

Eğer yoklarmış gibi yapamayacak kadar cesursanız...Yüzü yerdeki vakur küreğin yanına gidin
Yüzünü yerden kaldırdığınızda kürek size ne yapmanız gerektiğini fısıldayacaktır...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder